İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye’de kozmetik ürünlere ilgi pandemiye rağmen nasıl arttı?

Kozmetik, pandemiye rağmen büyüyen sektörlerden. Her ne kadar alışkanlıklar değişse ve insanlar evlerinden daha az çıksa da kozmetik sektörü geçen yıl da büyüme kaydetti.

Pandeminin başında mağazaların kapanmasından kozmetik sektörü de olumsuz etkilense bile e-ticaret kullanımının, dezenfektan, sabun ve hijyen ürünlerine talebin artmasıyla sektör canlandı. Kozmetik sektörünün Türkiye’de de dünyada da büyümesinin en büyük nedenlerinden biri ise sosyal medya. Kimi uzmanlar bunu “selfie ekonomisi” olarak bile adlandırıyor.

BBC Türkçe’ye konuşan İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İmer Özer, özellikle sosyal medyada görünür olmanın önem kazanmasının kozmetik ürünlere ilginin artmasında etkili olduğu görüşünde. Sosyal medyada “influencer” adı verilen etki alanı yüksek ünlülere ilginin artması da bu alanda etkili.

Kozmetik sektörünü Türkiye’deki diğer sektörlere göre farklı kılan etmenlerden biri de ithalat azalırken ihracatın artması. Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği Başkanı Levent Kahrıman, kurdaki yükseliş ve ek vergilerin bu durumda rol oynadığını aktarıyor.

Kahrıman’a göre ayrıca ithalatın azalmasında üreticilerin ürün çeşitlendirmeye yönelik çalışmaları, Ar-Ge yatırımlarının artması ve dünya trendlerini takip etmeleri de etkili oldu.

HER YIL YÜZDE 10 BÜYÜYOR

Ticaret Bakanlığı’nın bu yılın mart ayında yayımladığı raporunda kozmetik sektörünün yılda yüzde 10 büyüme kaydettiği aktarıldı. Dünya gazetesinden Özge Yavuz’un haberine göre ise sektör pandemide bu oranı iki katına çıkardı. Böylece kozmetik sektörü 15 milyar TL’lik bir büyüklüğe ulaştı; deterjan gruplarıyla sektörün büyüklüğü 27 milyar TL’ye varıyor.

Laber Organik Kozmetik’in kurucusu da olan kimyager Levent Kahrıman, BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada “Dezenfektan, kişisel hijyen ürünlerine artan talep ve bunun karşılığındaki üretim, firmaları ayakta tuttu; hatta normal büyüme seyirlerinin dışında bir büyüme imkanı sağladı” diyerek bu durumu özetliyor.

İTHALAT AZALIRKEN İHRACAT ARTIYOR

Kozmetik sektörünü Türkiye’deki diğer sektörlere göre farklı kılan etmenlerden biri de ithalat azalırken, ihracatın artması. Ticaret Bakanlığı’nın Mart ayı raporuna göre kozmetik sektörü ihracatı, 2019 yılında yüzde 18,6 arttı. 2020 yılında ihracat bir önceki yıla göre yüzde 2,7 artış göstererek 953,3 milyon dolara ulaştı. Türkiye kozmetik sektörü ihracatından en fazla payı yüzde 22,5 ile güzellik ve makyaj ürünleri ie traş ve deodorant ürünleri alıyor.

Türkiye’nin kozmetik madde ithalatı ise 2019 yılında yüzde 10,3 oranında azaldı. 2020 yılında da bir önceki yıla göre yüzde 8 azalış göstererek 1,2 milyar dolara geriledi.

İKMİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İmer Özer, “İthal ürünlerin döviz bazlı maliyetlerinden dolayı iç piyasadaki ürünler daha ekonomik olmalarından ötürü tercih sebebine dönüştü” sözleriyle ithalatın azalmasındaki nedenlerden birini özetliyor.

“TÜRKİYE ORGANİK TARIMLA ATILIM YAPABİLİR”

Peki Türkiye üretim potansiyelini yerine getirebiliyor mu?

Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği Başkanı Levent Kahrıman’a göre Türkiye kozmetik sektörünün önemli girdilerinden biri olan bitkilerin çeşitliliği açısından diğer ülkelere kıyasla çok zengin.

Organik kozmetik sektörünün dünya çapında yüzde 10 büyüdüğünü kaydeden Kahrıman, “Bu bitkilerin organik tarımla elde edilmesi sektör için çok önemli bir kazanım olacak. Buna ek olarak bizim bilhassa üzerinde durduğumuz bir diğer nokta sürdürülebilir kozmetik ve sürdürülebilir kozmetik tarımı” diyor.

İKMİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Özer’e göre de ithal edilen hammaddelerin Türkiye’de üretilmesi için bazı atılımlar gerçekleştirilmeli.

EVDE YAPILAN KOZMETİK ÜRÜNLERİNE TALEP ARTTI

Pandemi ile beraber maske kullanımı dolayısıyla dudak ürünlerine talep azalırken göz ürünlerine ilgi arttı.

Kahrıman ayrıca, “Tüketiciler cilt bakım ürünlerinden tutun, saç boyalarına kadar bazı ürünleri kendi evlerinde yapma yoluna gittiler ve bu bir alışkanlık haline gelmeye başladı. Bu eksende organik ve doğal içerikli kozmetik hammaddesi ve yarı mamul talebinde artışlar gözlemledik” diyor.

INFLUENCER BÜTÇESİNİN YÜKSELMESİ BEKLENİYOR

Sosyal medya kullanımının ve dijital pazarlama alanında influencerlara ilginin artması, kozmetik sektörünün büyümesini sağlayan en önemli gelişmelerden biri oldu.

İnteraktif Reklamcılık Derneği’nin (IAB) 2020 yılının sonunda yayımladığı araştırmaya göre reklamverenlerin yüzde 91’i, 2021 yılında influencer pazarlama kampanyalarına ayıracakları bütçenin artacağını öngördü. Reklamverenlerin yüzde 84’ü 2020 yılında influencer pazarlama kampanyası yaptıklarını belirtti.

Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği’nden Kahrıman, Türkiye’deki influencerların büyük çoğunluğunun güzellik ve kişisel bakım üzerine paylaşım yaptığına dikkat çekiyor. Kahrıman, artık influencerların kendi markalarını oluşturduklarını, en çok kendi markalarının tanıtımlarını yaptıklarını ve e-ticaret sitelerinde de en çok satış yapan markalar arasında influencerların markaları olduğunu vurguluyor.

ETİK ÜRETİM YAPAN MARKALARA İLGİ ARTIYOR

Uzmanlara göre son yıllarda tüketicilerin markaların etik üretim koşullarına uyması yönünde bilinçlenme de arttı. Özellikle “Save Ralph” adlı kısa animasyon film, kozmetik ürünleri üretimi sırasında hayvanlar üzerinde yapılan testlere dikkat çekerek bu konuda dünya çapında bir bilinçlenmenin ortaya çıkmasını sağladı.

Save Ralph! Kozmetik dünyası hedefte

“Save Ralph” kısa filmi sosyal medyada dikkat yayılmaya devam ediyor. Kozmetik dünyasının hayvanlar üzerindeki deneylerini hedef alan 3 dakikalık videoda, tavşan Ralph’e yapılan işkencelere ışık tutuluyor.

Batı’da bu eğilimin uzun süredir olduğunu söyleyen Kahrıman, “Tüketiciler hayvanlar üzerinde testlerin yapılmadığı ürünleri satın almak istiyor. Bu testleri yapan markaları deşifre etmek için platformalar kuruyor, açıklamalarda bulunuyorlar” diyor.

Kahrıman’a göre atık üretmeyen ambalajları kullanan, yeşil enerjiye önem veren, çocuk işçi çalıştırmayan, kazançlarının bir kısmını vakıf gibi kurumlar üzerinden topluma katkı sağlamak amaçlı harcayan şirketleri tüketiciler daha etik buluyor ve bu markalara kendilerini daha yakın hissediyorlar.

Kaynak: BBCTürkçe

İlk yorum yapan siz olun

Yorum Yapın...