İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gezi Parkı davasında Osman Kavala’ya tahliye yok

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin dava bugün İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İş insanı Osman Kavala’nın oy çokluğuyla tutukluluk halinin devamına karar verildi. Başkan, karara muhalefet şerhi koyduğunu açıkladı. Duruşma 6 Ağustos’a ertelendi.

22 Ocak’ta bu dosyadan yargılanan Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Hakan Altınay, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi ve Mine Özerden hakkındaki beraat kararları İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından bozulmuştu.

Sanıklar “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırma”, “mala zarar verme”, “nitelikli yağma”, “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi”, “kasten yaralama”, “ağırlaştırılmış yaralama” ve “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçlamalarından yargılandığı davada beraat etmişti.

Fakat 3. Ceza Dairesi Ocak ayında dava dosyasının yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmetti. Eksik delillerin sağlanması ile yargılamanın devamına karar verildi.

Bundan kısa süre sonra, 5 Şubat 2021’de Osman Kavala’nın yargılandığı diğer davaların da bu dava ile birleştirilmesine karar verilmişti. Davada tek tutuklu sanık Osman Kavala.

DURUŞMA BAŞLADI

Gezi davasında yargılanan 16 sanıktan aralarında tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 9 kişi hakkında verilen beraat kararlarının istinaf mahkemesince bozulması üzerine davanın yeniden görülmesine bugün İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Mahkeme başkanı, istinaf mahkemesinin bozma kararına karşı sanıkların beyanlarını sordu.

Avukat Can Atalay, “Bozma kararı sonrasında serbestlik ilkesi esas. Siz biraz evvel bozma kararına uymak zorundayım dediniz. Uyabilirsiniz ancak bozma sonrası serbestlik ilkesi gereği beraat kararı verebilirsiniz” dedi. Osman Kavala’nın Gezi davasında beraat etmesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisini hatırlatan Can Atalay, “Yargıya bu kadar açık müdahale varken biz bu memlekette yaşayamayız. Biz hakkınca beraat istiyoruz” diye konuştu.

Tayfun Kahraman, “Bu dosyada hukuka dayanan ve hukuki olarak kabul edilecek hiçbir delil bulunmadığı halde ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanıyoruz. Gezi direnişine katılan herkes bizim nezdimizde yargılanıyor. Bu kabul edilemez. Daha önce heyetinizce verilen beraat kararında ısrarcı olmanızı ve birleştirme kararına muvafakat vermemenizi talep ediyorum” ifadesini kullandı.

Mücella Yapıcı, bozma ilamını reddettiğini belirterek beraatini talep etti.

KAVALA: ASIL GEREKÇE…

İş insanı Osman Kavala da mahkemede verdiği beyanda şunları kaydetti:

“Bozma kararında ne beni ne diğer suçlananları suçla ilişkilendirecek bir öge bulunmuyor. Asıl gerekçe farklı davaları birleştirmenin önünü açmak. Anladığım kadarıyla bu siyasi davalarda algı yaratmak için elverişli bir yöntem. Beraat kararının bozulması davaların birleştirilmesi için atılan bir adımdır. Davaların birleştirilmesi de 8 yıl önce algı yaratmak için hazırlanmış ama mahkemelerin verdiği beraat kararıyla inandırıcılığını kaybetmiş bir senaryoyu canlandırma teşebbüsü olacaktır.”

AVUKAT İLKİZ: BU DAVA HUKUK GARABETİDİR, BİR UTANÇTIR

Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın vekili Fikret İlkiz, şöyle konuştu:

“Beraat kararına karşı bozma kararına direnme hakkınızı vermeyen bir hukuk içinde üçüncü ceza dairesi bu hakkın önüne geçmek için karar verdi. Gerekseydi, istinaf ceza dairesi duruşma açar, o dosyayı açar, Yargıtay’a gitmeden ya da yerel mahkemeye göndermeden önce değerlendirirdi. Siz ne hakla ilk derece mahkemenizde tartışın diyorsunuz? Size direnme hakkı vermeyen bir hukuk sistemi içinde biz ceza dairesi hakkında ne dersek diyelim. Size diyorlarki “bütün dosyaları birleştirin.” Biz durduğumuz yerde duruyoruz, Osman Kavala da. Mücella Yapıcı hakkında beraat kararı kesinleşti, buna itiraz etmediler. Ama öncesinde mahkeme iki kez iddianameyi iade etti. Üçüncü kez aynı isnatlarla bir sanığı yargılamış olacaksınız. Siz bizim müvekkillerimiz için yurtdışı yasağı koydunuz. Dava ilk açıldığında bizim hakkımızda tutuklama ya da adli kontrol tedbiri istenmemişti. Ama siz verdiniz. Gezi davasının bugün içinde bulunduğu duruma bakarsanız birleştirilmelerle bir mahkumiyet kararı verilmesine ilişkin bir karar asla hukuki değildir. Gezi demeden siyasal demeç vermediğiniz bir durumda bu dava hukuk garabetidir, bir utançtır.”

Ali Hakan Altınay’ın avukatı Tora Pekin de “Sanıkların yararına delil toplanmaması istinafı asla ve asla rahatsız etmiyor. Ama şimdi “hükme esas alınmayan savcılık delillerinin değerlendirilmemesini” istiyor. Bu aşamada delil toplamak için süre talebimiz var” ifadelerini kullandı.

Sanıkların bozma kararına karşı ifadelerinin ardından avukatların dinlenmesine geçildi. Avukat beyanlarının tamamlanmasının ardından duruşmaya 20 dakika ara verildi. Savcı ara mütalaasını açıklarken, Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamı talep etti.

KAVALA’DAN SAVCININ MÜTAASINA KARŞI SAVUNMA

Osman Kavala savcının mütaalasına dair beyanda bulundu:

“Davaların birleştirilmesiyle, Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik bir komplo olduğu senaryosu temelinde 3,5 yıl önce başlayan yargı süreci yeni bir aşamaya girecek. Daha önce hatırlattığım gibi Gezi iddianamesi senaryosunun telifi FETÖ üyeliğinden yargılanan emniyet ve yargı mensuplarına ait. İddianamenin ekinde bulunan 14 ve 15 Haziran 2013 tarihli yazılardan görüleceği gibi, Gezi olaylarının benim baş aktörlerinden olduğum bir komplo olduğu kurgusu Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nda üretilmiş. Adalet dışı gerekçelerle gerçekleştirilen ve adaleti yanıltmak amacıyla kullanılan hukuksuz dinlemeleri yapanlar da aynı ekip. Gezi protestolarının bir komplo olduğu kurgusu iktidarca benimsendiği ve siyaseten kullanıldığı için, bu anlatıya ters düşen beraat kararlarının bozulması benim için şaşırtıcı olmadı.

Gene bu anlatı gereği, bir komplo olarak Gezi protestolarını planladığım, yönettiğim ve finanse ettiğim algısının canlı tutulması için; aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen, Gezi davasından beraat etmiş olmama rağmen, AİHM’nin tutuklanmamın hak ihlali olduğuna hükmetmesi ve derhal serbest bırakılmamı talep etmesine rağmen, cezaevinde tutulmam gerekli görüldü. Suçlamalar değişiyor, bayrak yarışlarında bayrağın elden ele geçmesi gibi farklı yargıçlar ve mahkemeler yere düşürmeden tutukluluğumu birbirlerine geçiriyorlar.

AİHM kararının etrafından dolanmak için icat edilmiş olduğu aleni hale gelmiş olan casusluk suçlamasıyla ilgili hiçbir bulgu olmadığını iddianameyi hazırlayan savcı da biliyor, hatta itiraf ediyor. Bir taraftan bu durumu, casusluk faaliyetlerinin çok gizli yürütülmüş olmasıyla açıklıyor. Arthur Miller’ın McCarthy döneminde kaleme aldığı ‘Cadı Kazanı’ adlı oyunda, savcının doğası gereği görülemeyecek bir faaliyet olduğundan cadılık suçlaması için delil ve tanık aranmasına gerek olmadığını söylemesi gibi.

Diğer taraftan da, sivil toplum kuruluşlarının casusluk için kullanıldığına dair demokrasi karşıtı bir komplo teorisine başvurarak, sözlük anlamından farklı bir casusluk suçu kavramı geliştiriyor. İddianamedeki casusluk tanımı, yasalarımızdakinden oldukça farklı. Muğlaklığı ve keyfi uygulamalara müsait olması bakımından Almanya’da Nazi döneminde casusluk suçlamaları için kullanılan ‘Landesverrat’, yani devlete ihanet kavramını hatırlatıyor. O dönem Almanya’sında halkın vicdanına uygun biçimde hareket etmediği için cezalandırılması düşünülen kişinin eylemi yasalardaki suç tanımına girmiyor ise yargıcın görevi en kullanışlı yasayı seçerek o kişiyi cezalandırmaktı. Siyaset yargı sürecinin her aşamasında etkiliydi, halkın vicdanının ne olması gerektiğini belirlemekte, hatalı bulduğu mahkeme kararlarını düzeltmekteydi. Örneğin Nazi rejimini eleştiren rahip Martin Niemöller’in beraat kararı siyaset tarafından sakıncalı bulunduğundan, kendisi savaş bitene kadar toplama kampında tutulmuştu.

1947 yılında yürütülmüş olan Nazi dönemi yargıç ve savcılarının yargılandığı Adalet Davası’nda ‘suikastçının hançeri, yargı görevlisinin cübbesi altında gizlenmişti’ değerlendirilmesi yapılmıştı. AİHM’nin tespit ettiği gibi yetkiyi kötüye kullanarak kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakmak ve bu davranışı devam ettirebilmek için yasaların dışına çıkarak adaleti yanıltmak da, yukarıdaki değerlendirmeyi düşündürmektedir. Mahkemenizin bu eyleme son vereceğini ümit ediyorum.”

TAHLİYE YOK

Yeniden görülen Gezi davasına ilişkin ara karar açıklandı. Osman Kavala’nın oy çokluğuyla tutukluluk halinin devamına karar verildi. Başkan, karara muhalefet şerhi koyduğunu açıkladı. Duruşma 6 Ağustos’a ertelendi.

ALMANYA VE FRANSA’DA KAVALA ÇAĞRISI

Fransa ve Almanya 19 Mayıs’ta ortak bir basın açıklamasıyla Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını talep etmişti.

Alman Hükümeti İnsan Hakları ve İnsani Yardım Sorumlusu Bärbel Kofler ile Fransa İnsan Hakları Büyükelçisi Delphine Borione’nin imzalarını taşıyan mektupta “Türkiye’nin Osman Kavala’ya yaklaşımı ve AİHM kararını hayata geçirmemesi bir hukuk devleti ve Avrupa Konseyi’nin uzun yıllardır üyesi olmasıyla bağdaşmıyor. Türkiye’den uluslararası yükümlülüklerini hatırlamasını ve Sayın Kavala’yı vakit kaybetmeden serbest bırakmasını talep ediyoruz” ifadeleri yer almıştı.

Gezi davası ilk olarak 2014’te açılmış ve 2015’te tüm sanıklar beraat etmişti.

2017’de Osman Kavala’nın gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıyla birlikte Gezi protestolarına dair ikinci bir dava açılmıştı.

2019’da tüm sanıklar beraat etmiş fakat Osman Kavala hakkında başka bir soruşturma olduğu gerekçesiyle tahliye edilmemişti. Kavala 2017’den beri tutuklu.

5 Şubat 2021’deki davaya internet aracılığıyla bağlanan Osman Kavala “Olayları ve olguları nesnel biçimde değerlendiren tarafsız bir gözlemcinin, hiçbir dayanağı olmayan ve yasadaki tanımına aykırı biçimde kullanılan casusluk suçlamasının AİHM’in derhal tahliye edilmem yönündeki kararını boşa çıkartmak için kurgulanmış olduğunu anlayamaması olası değildir” demişti.

Anayasa Mahkemesi Osman Kavala’nın Gezi Parkı davasından tutukluluğuna yönelik başvurusunu, 22 Mayıs 2019’da reddetmiş, bunun üzerine avukatları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuştu.

AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli kararında, Kavala’nın “makul şüphe olmadan, siyasi nedenlerle tutuklanması ve AYM’nin bireysel başvurusunu makul sürede incelenmemesi”ni gerekçe göstererek, bu durumun hak ihlali olduğunu belirterek, Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istemişti.

Bugünkü duruşma öncesi 10 Mayıs’ta Taksim Dayanışması’nın çevrimiçi basın toplantısında konuşan sanıklardan Tayfun Kahraman “Biz Gezi’de kamusal mekanlarımızı, kentimizi, ağacımızı koruduğumuz ve kendi talepleri ile Gezi’ye gelen insanların anayasal haklarını savunduğumuz için yargılanıyoruz. Ve biliyoruz ki buradan da beraat ile çıkacağız” demişti.

Bir diğer sanık Mücella Yapıcı ise “Beni üçüncü kez yargılıyorsunuz aynı iddianame ile. İstediğiniz kadar yargılayın, Gezi yargılanamaz, ancak yargılar. Çok barışçıl, çok meşru bir eylemde olağanüstü bir şiddetle 8 gencimizin canını aldınız, bir tane polisi öldürdünüz, 40 kişinin gözünü, göz nurunu aldınız. Anneleri perişan ettiniz, o çocukların katillerine ödül gibi ceza verdiniz. Yargılamamız gereken bunlardır” diye konuşmuştu.

İlk yorum yapan siz olun

Yorum Yapın...